Doğanın Mesajı: Şükür Hali

Öyle güzel yağmur yağıyordu ki taneciklerin yere iniş hızını kestiremiyor ve her bir yağmur tanesinin melekler tarafından indiriliyor oluşunun şükür halini yaşıyordu Hatice.

Bugün hava kapalıydı. Uyandığında denizin üzerinde yağmur bulutları ahenkle dans ediyordu. Deniz tam karşısındaydı ve sanki dünyanın yuvarlak oluşuna ters bir vaziyette gökyüzüne doğru yükseliyor gibi görünüyordu. Kıyı tarafları açık renkli, biraz ilerisi koyu maviydi. Balıklar ise sanki üzgün gibiydi bugün. Bilmiyordu ki Hatice denizin dibinde neler olup bittiğini… Sadece yüzeyde olanları kendi gözlüğünden bakabiliyordu. Bir gemi demir atmıştı, tam da pencereden görünen kısma denk geliyordu. Evler, apartmanlar, yolda seyreden arabalar, sesler, gürültüler yağmurun sesini bastırıyordu. Hala gökyüzünü temizlemeye çalışırcasına hızlı hızlı yağmaya devam ediyordu yağmur. Ne güzel de temizlik yapıyordu? Bir mesajı mı vardı Hatice’ye?

Bir kuş uçtu yağmurun altında, gökyüzüne uzanan çam ağacının dalları arasından. Mutluydu sanki… Uçuşu sevgi ve coşku dolu gibi geldi Hatice’ye. Yerdeki karıncalar yağmurdan yuvalarını kurtarmaya çalışıyorlardı, belki de dışarıya çıkma sebepleri bundandı! Kediler de yeni doğmuş minik yavrularını bir kuytuya alıp korumuşlardır diye düşündü Hatice.

İnsanlar yağan yağmurun altında ya şemsiye almışlar ya da bahar yağmuru deyip çıkmışlardı öylece. Islanan ya da bir dükkan korkuluğunun altında yağmurun dinmesini bekleyen bir çok kişi birbiriyle konuşmadan, selam vermeden hatta gülümsemeden yoluna devam edeceklerdi. Herkes çok yoğun ve telaşlıydı. Herkesin acelesi vardı. Herkes birilerine, bir şeylere yetişmeye çalışırken telefondaki sevdiklerine cevap veriyor ya da kulaklıktan gelen müziğe odaklanıyorlardı. Sahi yağmur yağdığında hayvanlar nerede saklanıyorlardı? Kimin aklına böyle bir soru gelebilir ki? Ya da aklına bu soru gelse bile kim onlar için endişelenirdi ki? Hayvanseverlerden başka biri olmayacaktı?

Hayat bir taraftan akarken bir taraftan duruyor gibiydi ya da Hatice’ye öyle geliyordu. Acaba içinde hangi sorular vardı Hatice’nin? Acaba hangi duygular kaynıyordu yüreğinde onu delirtircesine? Bu dünyada yaşamak ve doğanın mesajlarını okumak mümkün müydü?

Her gün sabah güneş coşkuyla doğuyor, kuşlar bütün güçleriyle ötüyorlardı insanlara seslerini duyurmaya çalışırcasına. Doğa her haliyle mutluydu, huzurluydu, keyifliydi, şükür halindeydi… Hiçbir ağaç dalım kırıldı diye küsmüyor yeni filiz veriyordu, hiçbir bulut rüzgar beni nereye savuruyor diye kızmıyor akışa bırakıyordu kendini. Hiçbir çiçek solmuyordu zamanı gelmeden ve hemen tekrar çiçek açıyordu salına salına, renkli, kokulu şaheser bir tablo gibi.

Hatice’nin kedisi Pamuk doğum yapmış 5 yavrudan sadece biri yaşamıştı. Pamuk canlı olan yavruya odaklanıp onu emzirdi ve büyüttü hiç hayata küsüp emzirmem demedi. Yapraklar neden benim şeklim böyle, hayvanlar neden benim kuyruğum var diye sormuyorlardı. Herkes kendi oluş halini kabullenmiş hayatlarından büyük keyif alarak yaşıyorlardı. 

Peki tüm bunlar ve daha birçok ayrıntı bize ne mesaj veriyor diye sordu kendine Hatice. Ne eksikti? Bu kadar güzelliğe karşı hangi konuda cimrilik ediyordu? Düşündü, düşündü, yağmur kesilene dek düşündü.

Doğa her haline şükrediyor, her halini kabul ediyordu. Şükürdü doğanın ona verdiği mesaj! Evet tam da buydu aradığı…Şükretmek! Sahi nasıl varacaktı şükür haline…
Bir kitap açtı ve şöyle diyordu

ROBERT A. EMMONS
MUTLULUĞUN ANAHTARI: ŞÜKRETMEK kitabında;

“Teşekkür etmek” ya da “şükretmek”… Yani her sabah uyandığımızda, pencereden görünen yeni çiçek açmış erik dalına, maması verilmediği için sabırsızlanan kedimize, mucizevî renkleriyle yanı başımızdaki ceviz komodine bakıp her birine tek tek şükranlarımızı sunmak…

Tanıdık bir şey bu bizim için. Bir gelenek. Ama unuttuk. Çevremize ve kendimize dikkat etmiyoruz artık. Çünkü acelemiz var. Peki bu telaştan ve bu telaşın kazandırdıklarından mutlu olduk mu? Hayır!

Şimdi şükretmenin gücünü yeniden keşfetme zamanı… Sükûnetin ve elimizdekinin değerini keşfetme zamanı…

Unutulmuşu hatırlamak için hazırlık yapmaya karar verdi Hatice. Bir defter tutmaya başladı ve ilk gün sadece 41 farklı duruma şükretti. İkinci gün 3 farklı duruma şükretti. Üçüncü gün yeni 3 farklı duruma şükrederek 21 gün boyunca şükretmeye niyet etti. Aslında artık Hatice ömür boyu şükredecekti. Çünkü şükür hali bunu gerektirirdi ve Hatice bunun farkındaydı. Başladı yeni hayatına şükür haliyle…

Var olan her şeye şükrediyorum.
Olumlu olan her şeye şükrediyorum.
Olumsuz her duruma teşekkür ediyorum ve dersimi aldığım için şükrediyorum.
Olumsuz her durumu bitirdiğim için şükrediyorum.
Sevindiğim ya da üzüldüğüm her şeyin kazancına teşekkür ediyorum.
Bu kazançlara, beni ben yaptığı için şükrediyorum.
Doğadaki her canlı gibi şükür halinde olmayı tercih ediyorum.
Her an şükür halinde olmak dileğiyle…

Sevdiklerimizle paylaşmayı unutmayalım :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mesaj Gönder
Merhaba ben Hasibe,
Nasıl yardımcı olabilirim?